Günlük – 10/06/2025

10 Haziran 2025, Salı.
Laredo, Texas.

Bugün köpek gibi çalıştım. Uzun zamandır böyle çalışmıyordum. Çünkü sağlığım el vermiyor artık zaten. Ancak bugün bir heveslendim. Bir gaz geldi. Çünkü sabah uyandığımda, haritaya baktığımda, hala daha receiver’a vaktinde yetişebileceğimi gördüm. Öğleden sonra 4’e kadar açıklardı. Sabah uyandığımda baktım “2 buçukta orda olacaksın” diyo harita. Yani yolda yarım saat mola bile alsam yetişirim herhalde.

Herhalde dememin nedeni şu, harita kestirme yoldan gösteriyordu. Ben tırla interstate highway’den gidecektim. Bu da biraz zaman ekleyecekti yoluma. “Mazot için de durmak zorunda kalırım herhalde artık” diye düşünüyordum ama öyle olmadı.

Saat 3 buçukta vardım oraya. Numaramı alıp “aramamızı bekle” dediler. Çıkarken güvenliğe sordum “çok bekler miyim” diye, net cevap veremedi ama tavrından, ‘çok bekleme’ ihtimalim olduğunu çıkardım açıkçası. Truck stop’a gideyim bari dedim. Truck stop da 30 dakika uzaklıkta. Mazotu da full’lerim.

Ama truck stop’a varmama çok az kala aradılar. Yine de artık gelmişken mazotu aldım. Çünkü gerçekten yolda kalabilirdim şimdi almasaydım. E tabii receiver da bekle bekle bi hal oldu, bi daha aradı. Anlattım durumu, dedim “mazot bitiyordu, truck stop’a geldim, şimdi burdan tekrar dönücem”. Fazla sorun etmedi telefonda açıkçası. Tamam dedi, “geldiğinde dock door 10’a yanaş”; olur dedim.

Vardığımda Slav görünümlü orta yaşlı kadın bir tır şoförü girdi içeri ilk. Ben de onun arkasında sırada bekledim. Sonra yine onun yanaşmasını bekledim içerde. Derken ben dock door 10’a back up yaptım. Üstelik zor da bi konumdaydı, çok da zamanımı aldı bu back up.

Seal var dedim, seal’ı koparmak için kesici bi alet beklerken, çağırdılar dediler ki senin yükünü yarın boşaltıcaz. Sabahtan beri kaç saat durmadan geldim o yolu. Saat akşam 5 olmuş hiçbi şey yememişim daha. Çişimi tutmuşum. Nefesimi tutmuşum, 7-8 saat durmadan gelmişim yetişeyim diye, başıma gelene bak. Çok sinir bozucu değil mi? Fakir olmanın, amele olmanın karşılığı bu. Domaltırlar, sikerler ve sesini çıkaramazsın. Ama belediye başkanı olsaydım da bi şey değişmeyecekti. Al işte İmamoğlu hapiste. Ferdi Zeyrek bey de vefat etti. Eceliyle mi öldü yoksa planlı bi şey miydi o konuşuluyor.

Yani hayat herkes için sıkıntılı. Herkes haklı. Hepimiz haklıyız. Tayyip de haklı. O da kendi çıkarının peşinde. Böyle olmak zorunda. Zaten Tayyip’in konumunda olup da o koltuktan istifa etmek mümkün değil belki de. Hani biraz mafyaya üye olmak gibi bu. “Ben emekliye ayrılcam” diyemiyosun. Belki Tayyip reisin de durumu böyledir. Adam bırakmak istese bile bıraktırmıyorlardır. Tehdit ediyorlardır. Yani başkaları tehdit etmese bile, o kadar suç işledikten sonra nasıl bırakıp gidebilirsin ki? Belli değil mi sıradaki gelecek olanın seni sürüm sürüm süründüreceği? E “ben sürüneceğime, onlar sürünsün” diyor, o da işte. Çok doğal değil mi? Sen olsan böyle yapmaz mıydın? Ben olsam kesinlikle böyle yapardım.

Aleyna Tilki ne tatlı bi kızmış ya. Sürekli Simge Sağın dinliyom diye YouTube başka kızlar da öneriyor. Böylece Merve Özbey’i keşfettim. Hadise iyiymiş. Gülşen çıkıyor ama ona bi türlü ısınamıyom. Bengü güzel. Ayşe Hatun Önal çıktı bi tane, onu da beğendim. Eskiden olsa bahsetmezdim bunlardan. Cool değil çünkü pop dinlemek. Ama artık yaşlandım. Yakında ölücem. O yüzden sikimde değil cool olup olmaması. Pop da dinlerim, arabesk de dinlerim. Hatta Uzi bile dinlerim valla.

En hoşuma giden şeylerden bazıları azalan evlilikler, çoğalan boşanmalar ve azalan doğumlar. İnsanların yok olacak olması en güzel şeylerden bi tanesi. İnsan dediğin, erkek ve kadın. Erkek dediğin, tecavüzcü ve katil. Kadın zavallım da güçsüz ve kurban. Gece gündüz tecavüze uğrayan veya öldürülen kız çocukları ve kadınlar var her yerde. Her yerde. Dün New Mexico’dan geçiyordum mesela, kocaman ilanlar var: kaçırılan ve öldürülen kız çocuklarıyla ilgili. Çok yaygınmış Kızılderililer arasında bu olaylar.

Türkiye’nin durumu zaten ortada. Türkiye’den çok beter ülkeler var Güney Amerika’da, Doğu Asya’da, Afrika’da. Kadın cinayetleri istatistiklerine bakıyorsun, her ülke felaket. Hiçbir yere özel bir durum değil. Her yerde yaşanan genel bir durum.

Lisa Marie Montgomery’nin hayatını okudum bikaç paragraf. Zavallı kızcağız 10 yaşından itibaren üvey babası tarafından tecavüze uğramış. Annesi evi tamir eden ustaya, param yok kızıma tecavüz et demiş. Kız seks yapmayı reddedince annesi onu cezalandırmak için köpeğini öldürmüş onun gözü önünde. Bilmiyorum, böyle yazınca özneli yüklemli sıradan basit cümleler bunlar ancak o fotoğrafta gülümseyen tatlı yüzlü kız çocuğuna cehennemden beter hayat yaşatmışlar. Üvey abisiyle evlendirmişler. Üvey abisinden çocukları olmuş. Sonra tüplerini bağlatmışlar daha da doğurmasın diye. Sanırım bu tüp bağlatmadan sonra kafayı sıyırmaya başlamış. Çocuklarını elinden almaya çalışan bir eski koca var. Filmin sonunda “eğer duruşmaya yeni doğurduğum bi bebekle gidersem mahkeme bana sempati duyar ve çocuklarımı elimden almaz” diye bi fikre kapılan delirmiş bir kadının, netten tanıştığı hamile bi kadını öldürmesi var. Hamile kadının karnını yarıyor ve bebeği alıp evine dönüyor “işte bu bebek benim, ben doğurdum” diye.

Nasıl bi hikaye bu? Nasıl bi hayat bu? Nedir bu kadınların yaşadıkları? Nedir bu kadınların çektikleri? Ben tabii en çok kendi anneme üzülüyorum. O da Alzheimer olmadan önce, onun da yumurtalıklarını falan almışlardı doktorlar. Sanırım kanser olmasından korkuyorlardı. Bu şekilde önlemişlerdi kanseri galiba. O ameliyattan sonra hep sağlık sorunları vardı annemin. Acaba Alzheimer’a da etkisi olmuş mudur bu ameliyatın veya kullandığı ilaçların.

Kanser demişken benim gibi abazan erkekler önüne gelen her amcığa sikini soktuğu için HPV, herpes falan kapıyor. Bu virüsler de erkeğe bi şey yapmıyor ama kadınları kanser edebiliyor. Acaba diyorum babam bi orospudan bi virüs kaptı da anneme mi bulaştırdı? Acaba diyorum ondan mı o ameliyatı geçirmek zorunda kaldı yıllar önce annem? Acaba diyorum ondan mı delirdi, ondan mı hafızasını kaybetti, ondan mı karardı kadıncağızın hayatı genç yaşta? Acaba diyorum… Acaba diyorum…

Belki de hiç alakası yok. Erkeklerden o kadar çok nefret ediyorum ki. Babammış, kendimmişim hiç fark etmiyor, siki olan insanların tiksinç olduğunu biliyorum. Kendimden biliyorum. Çocuk yaşlarımdan beri ne bok olduğumu biliyorum. Çocukken izlediğim pornoların da katkısı büyük bunda ve bu arada pornonun da tamamen tecavüz olduğunu düşünüyorum. Ama tabii hepsi olmayabilir. Benim en çok izlediklerim dayaklı, tekmeli, tükürmeli, tokatlı vahşi pornolar olunca.

Neden mi bunları izliyorum? Bence erkek olduğum için. Anladığım kadarıyla bütün erkekler en çok bu pornolardan zevk alıyorlar. Ne kadar çok şiddet, ne kadar çok tecavüz, ne kadar çok aşağılama, hakaret – o kadar çok zevk. Erkeklerden nefret etme nedenim kendimim işte. Belki de erkeklerin hiçbir suçu yok. Belki de tek nefret edilmesi gereken ben kendimimdir. Ama o kadar para ödeyip üye olanlar var o sitelere kardeşim. Ben para ödeyen bir üye bile değilim. Milyonlarca üye var, milyarlarca izlenmiş o videolar. Demek ki tek ben değilim. Belki tüm erkekler değil (ki ben şüpheliyim, bence bütün erkekler aynı derecede iğrenç ve kötü) ama milyonlarca, milyarlarca erkek… Korkunç.

O yüzden işte azalan doğumlar sevindiriyor beni. Yok olsun insanlar istiyorum. Ya da bana ne. Sadece ben yok olsam da yeterli. Ben yok olunca, her şey yok olacak benim için zaten. Hehe. İşte bunu seviyorum. İşte buna bayılıyorum. İşte benim en güzel tesellim. İşte benim en büyük mutluluğum.

Anne, seni seviyorum. Bir tek seni seviyorum. Ama senin de bi anlamın yok tabii ki. Hepimiz böcek kadar değersiziz. Ve bir an önce yok olsak iyi olur. Şükürler olsun ki hayat çok kısa. Düşündüğün zaman harika her şey. Düşününce çok güzel bu dünya. Sarı saçlı, mavi gözlü, koca memeli kızlar var mesela. Yemyeşil dolarlar var. Kredi kartı borçlarım 42 bin dolardan, 41 bin dolara indi, naber. Çok mutluyum. Bütün borçlar bitince daha da mutlu olucam.

Kutlamamı 18’lik orospularla gerçekleştircem muhtemelen. Onların 40 yaşında bir pipiyi para için emmek zorunda kalmalarını izlicem ve bunu gururla anlatcam. Çünkü ben buyum. En fazla bu olabiliyorum. Affet beni anne. Sana layık olmadığımı biliyorum. Ve sana da çok kızgınım. Keşke böyle olmasaydı. Keşke arayıp konuşabilseydim seninle. O zaman buralara yazmak zorunda kalmazdım belki. Sana anlatırdım güzel hikayeleri. Çirkin şeylere odaklanmazdım. Ama artık çok geç. Zaten ölüme de çok az kaldı. Seni seviyorum anne. Seni seviyorum. Ama şimdi sen yoksun. Onun için mecburen 18’lik kızların tomurcuk memelerini sevmek zorundayım kutsal kitapların da buyurduğu gibi.

Tanrının merhametine bayılıyorum. Tanrıya, yani kendime bayılıyorum. Geç oldu, hem bayıyorum, hem de bayılıyorum. İyi geceler.

Leave a Reply

Your email address will not be published.