11 Haziran 2025, Çarşamba.
Eloy, Arizona.
Kimse seni sevmeyince kendinden bir insan yaratıyorsun aynı senin gibi, tıpkı sana benzeyen ve onu seviyorsun. Onun da seni sevdiğini hayal ediyorsun. O sensin. O sen bile gidiyor, yanında kalmıyor. Hep giden birileri lazım sana. Sen arkadan ağlamayı seviyorsun çünkü. Üzülmekten zevk alıyorsun. Acı çekmek büyük bir haz.
O sen orda işte perdenin arkasında. Ölünce kavuşacaksın ona. Onun içindir her sabah uyandığında tekrar hayal kırıklığıyla ayağa kalkman. Her yaptığın şeyde yalnız hissetmen, her gülümseyişte yeniden eksik kalman. Kimse değil ihtiyacın olan. Birisi değil. Bir başkası değil. Kimsenin kimseyi anlayamayacağı bir dünyada seni sadece o sen anlayabilir. O da sen kendin olduğun için zaten.
Aslında vardı seni de seven bir zamanlar. Ama çok zaman önceydi o. Çocuktun. Hep çocuk kalabilirdin de aslında ancak artık o yok. Anneler sonsuza dek yanında kalmıyorlar. Kalmak istiyorlar aslında ama kalamıyorlar. Anne kadar kimse sevmiyor değil mi? O sen bile, kendin bile o kadar sevemezsin kendini.
Her anne bir şıllıktır başkalarına sorarsan. Komşuların ve akrabaların gözünde haklı da olsa haksız da olsa çocuklarını savunan bencil lanet bir kadındır o. Ama sen onu bir de çocuklarına sor. Hiçbir zaman eşi benzeri olamayacak bir melek olduğuna yemin edebilirler onun. Anneler doğurur ve sonra ölürler. Yalnız bırakıp giderler bunu hiç istemediklerini iddia etseler de. İstemeyen gitmez. İstemeseydi gitmezdi anneler.
Şimdi ne yapacak bu çocuklar. Becerebilecekler mi yaşamayı. Becerecekler pek tabii. Herkes becerir bir şekilde ama kalbi kırık, ama boynu bükük. Eninde sonunda yaşıyorsun işte. Önünde sonunda ölüyorsun annem.
Leave a Reply