19 Nisan 2026, Pazar.
Ontario, California.
Hayat büyük bir saçmalıktır. Büyük ve komik. Saçmalıklar komedyası. Yaşamı anlamlı kılan da bu komedi tarafıdır. İnsanların yaşamı terk etmek istememeleri anlaşılabilir. Kim güzel bir komediyi bırakıp gitmek ister ki. Tam tersine bu şov hiç bitmesin istersin. “Ne güzel eğleniyorduk, keşke hiç bitmeseydi” dersin.
Ölenler sessiz ve sakin, sonsuz bir huzur içinde uyuyorlar. Bizler ise diş ağrılarıyla, kulak ağrılarıyla, karın ağrılarıyla yaşamak zorundayız. Borçlarımızı ödemeye devam etmek zorundayız. Beğenilmemeye, reddedilmeye katlanmaya devam etmek zorundayız. Çalışmaya devam etmek zorundayız.
Her şey şans. Her şey baştan sona şans. Hiçbiri bizim seçimimiz değil. Ben seçmedim eğitim almayı, şanslıydım, annem babam vardı ve elimden tutup okula götürdüler.
Ya annesi babası olmayan çocuklar? Onlar mı tercih etti bunu? Hayır. Şanssız doğdular. Veya bilemezsin. Şans onlara daha çok güler belki. Belki çok zengin bir aileye evlat olarak giderler. Peki bu o çocukların seçimi mi? Yine hayır. Yine şans.
Peki şu an yurtdışında olanlar? Sen de gitmek istedin ve çok uğraştın. Senden daha az uğraşanlar gidebildi. Hiç öyle emekle filan orantılı bir durum değil hiçbir başarı. Sen daha çok uğraşırsın ancak o başarılı olur. Olabilir bu. Kural olarak her zaman böyle olmaz. Zaten kural olarak her zaman böyle olsa, kuralın bu olduğunu hepimiz bilir ve buna göre davranır, yine amacımıza ulaşırız. Ama kural yok. Rastgelelik var. Tesadüf var. Şans var.
10 kişiden biri çabalıyor ve başarıyor. 10 kişiden biri tembellik yaparak başarısız oluyor. 10 kişiden 8’inin durumu ise karmakarışık. Ancak bir kişi çabalayıp kazandı, ancak bir kişi tembellik yaptı ve kaybetti diye gözümüze gözümüze sokmayın artık. Diğer 8 kişiyi de görün. Çok çabaladığı halde hak ettiği yerlere gelemeyenleri, hiç çaba göstermediği halde şansı yaver gidenleri de görmek zorundasınız.
Her şey allak bullak. Hiçbir formül çalışmıyor. Sonuca dayalı yorumlarda üzerimize yok. Maç bittikten sonra kazananın ne kadar doğru hamleler yaptığını anlatıyor herkes. Aynı hamleleri sen yapıyorsun, olmuyor. Ama insanlığı idare edenler bunun adını koymaktan çok korkuyor. Şanslı olanlar şanslı olarak bilinmek istemiyor, korkuyor. Çünkü biliyorlar ki hak etmediklerinin farkına varılırsa, ellerinden alınır tüm mal varlıkları. Korkunç. İnsanlar korkunç canlılardır.
Her canlı gibi. Tabiat vahşi olmayanları affetmez. Eskiden dövebilenler kral olup saltanat sürüyordu. Sonra biz evrildik, çok geliştik ve kaba kuvvetten, kurnazlığa devredildi taht. Şimdi en iyi yalan söyleyen, en iyi kandıran ve en iyi dolandıranlar yönetiyor bizleri. En şahsiyetsizler, en karaktersizler, en yalancılar.
Hepimiz aşağılığız. Hepimiz karaktersiziz. Ona kuşku yok. Ancak hepimiz aynı kalitede karaktersiz değiliz ve en karaktersiz olamadıktan sonra, elimize yüzümüze bulaştırdığımızla kalıp, rezil olup, yerin dibine giriyor ve yok oluyoruz. Rolünü son anına kadar hiç gözünü kırpmadan yapabilen sahtekarlar liderimiz oluyor. Böyle karar verdik. En fazla bu kadar gelişebildik. Hayvanlardan hiçbir farkımız yok. Onlar ne kadar vahşiyse, biz de o kadar vahşiyiz. Onlar ne kadar caniyse, en az onlar kadar caniyiz. Onlar ne kadar korkunçsa, biz çok daha korkuncuz.
Tiksiniyoruz kendimizden bazılarımız zaman zaman. Kaçmak istiyoruz. Ölmek istiyoruz, yok olmak istiyoruz. Ama ufak bir bahane durduruyor yine bizi. Hepimizin bir sevdiği var. Hepimizi bir seven var. Hepimizde bir sorumluluk, kimimizde evlat, kimimizde anne baba, sevgili, eş. Ben ölünce ona kim bakacak? Yaşayarak intihar etmeliyim. İntihar etmiş gibi takmamalıyım hiçbir şeyi sanki yokmuşum gibi. Yum gözünü ve çalış. Hayatını feda et. Zaten olmamalıydın sen şu an. Sen yoksun artık. Ancak gerçekten ölürsen hasta anan sokakta kalır. Onun için yaşamalısın. Sadece çalış, çalış, çalış ve eve para getir. Getir ki ilaçlar alınsın, kadıncağız rahat etsin. Senin bir hayalin yok. Bir isteğin yok. Hayat zaten anlamsız ve sen zaten vaz geçmişsin. Hiçbir şey istemiyorsun. Hiçbir şeyin tadı yok. Ölmek istiyorsun ama ölemezsin. Küçük bir bahanen var. Küçülmüş bir kadın var sana muhtaç. Sen ona muhtaçken seni terk etmeyen ve senin için hayata katlanan. Şimdi sen onun için katlanacaksın. Çünkü aslanlar da böyle yapıyor, tilkiler de, inekler de, filler de böyle yapıyor, birbirlerine sahip çıkıyorlar, evlatlarına annelerine sahip çıkıyor bütün hayvanlar, bu sadece böyle bir tabiat.
Hiçbir anlamı yok bunun. Hiçbir manevi değeri yok. Bu seni asla üstün biri yapmaz. Bu sadece vahşi tabiatın bir parçası. Özel bir anlamı yok. Vajinadan fırlamış olmanın özel bir anlamı olmadığı gibi. Annelik kutsal değil. Anne kutsal değil. Sadece tabiat böyle. İçiçeyiz. Birbirimizden doğduk. Birbirimize bağlıyız. Tıpkı fareyle kedinin birbirine bağlı olduğu gibi. Tıpkı aslanla geyiğin birbirine ihtiyacı olduğu gibi. Ama öyle, ama böyle. Ama birbirimizi yemeye muhtacız ama birbirimizi yedirmeye. Ama işte mecburuz. Hiçbir seçme hakkımız yok. Seçim yapabildiğimiz şeyler çok az ve çok anlamsız. Her şey çok anlamsız.
Sadece intihar etmemek için küçük bir bahaneye muhtaçsın. Ancak yaşayarak da intihar etmek mümkün. Şimdi ölmüşsün gibi bütün dertlerini unut. Karnını doyur, otuzbirini çek, sıç, duşunu al ve uyu. Bir gün uyanamayacaksın ve o gün çok yakın. İnsan ömrü çok kısa. Ve bu insan olmanın en harika yanı. Çünkü komedi de olsa, yoruluyor insan bir noktadan sonra. “Şov bitse de eve gidip uyusak artık”. Ve şov bitiyor. Ve sonra uyuyoruz. Gel de buna aşık olma. Hayat çok güzel ve ölmek, yaşamaktan bile daha güzel.
Leave a Reply