Günlük – 14/08/2025

14 Ağustos 2025, Perşembe.
Driscoll, North Dakota.

İnsan, kendi memleketinde insanlardan şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy, mahalle mahalle ayrışıyor ama gurbet elde komşu memleketten biriyle karşılaşsa, “yahu ne farkımız var, aynı toprakların insanlarıyız” diyor. Hatırlıyorum, çocukken başka mahallenin çocuklarının yolu bizim mahalleden düşecek olsa, önlerine çıkar, omuzlarına omuz atar, durduk yere kavga çıkarırdık. Nasıl olsa o mahalle bizim mahallemizdi, biz kalabalıktık, biz güçlüydük, bize bir şey yapamazlardı. Haklı veya haksız olmamız önemli değildi, kalabalık ve güçlü olmamız önemliydi. Amerika’da White Anglo-Saxon Protestant neyse, Türkiye’de Sünni Müslüman Türk neyse, bizim mahallede biz oyduk. Sonra büyüyünce gördüm ki beyaz Amerikalı da siyah olana önce omuz atıp, sonra dövüp özür diletiyor. 7 yaşında neysek, 70’inde de oymuşuz hakikaten de.

Peki vicdanımız rahat mı? Refaha ulaşınca, derdimiz kalmayınca, dert bulmak isteyince, böyle şeyleri anımsar, gözlerimizden bir iki damla akıtır, öyle koyarız başımızı yastığa. İnsan, dertsiz derbederdir. İnsanı yaşatan, dertleridir. Ancak çaresini ufukta görebildiği dertleridir bu dertler. Ufukta çare gözükmüyorsa; bırak çareyi, ufuk dahi yoksa, kapkaranlıksa her taraf, batmışsa güneş, doğmamışsa ay, olacaksa da ışık belli bir zaman sonra, ancak sen bunu göremiyorsan o an; o zaman öldürür dertler seni. Boğulmuşken o karanlığa, geri çıkmak imkansız gelir bir daha, yok olmak, kaybolup gitmek istersin o boşlukta.

Süreyya Toyran, Fikriye Özdinçer ve Zehra Aylin, onlar için güneşin sonsuza dek battığına inananlardandı. Boşnak börekçisine girince aklıma geldi bütün bunlar. Memlekette, iki sokak ötede yaşıyor diye adamları kendimizden saymazdık. Illinois’de Bosnalının börekçi açtığını görünce, sevinçten havalara uçup, dükkandan içeri girip, adama sarılasım geliyor, “abim, sen de bizdensin” diye. Bosnalıdan çok böreğe olan sevdamdan kaynaklanıyor bu.

Sen hiç azınlık oldun mu? Omuz attılar mı sana yolunda giderken. Dayak buldun mu yolda, hakkını ararken? Kürtler biliyordur bence bunların ne demek olduğunu. Ben hiç bilmedim mesela. Hep şanslı taraftaydım. Güçlülerin içine doğmuştum. Gücü olanlarla birlikte büyüdüm. Hani neticelerin sebebi seçimlerimizdi? Hangisini sen seçtin bunlardan: Doğduğun yeri mi, doğduğun zamanı mı, doğduğun aileyi mi? Kalıp savaşmak mı, kaçıp kurtulmak mı?

Amerika’ya kaçmış bir kaçak olarak, kal savaş dersem iki yüzlülük etmiş olurum. Kaç kurtul bence. Özlem Çerçioğlu hanım da kaçıp kurtulmayı tercih etti o yüzden. Kendisi kaçmış biri olarak, bu hanımefendiyi eleştirmek bana düşmez. Aranızdan kaç kişinin karşısına Escobar çıksa ve “plata o plomo” dese, çılgınlık edip plomo’yu seçerdi bilmiyorum. Ben plata’yı seçtiğim için Amerika’dayım. Özlem de aynı nedenle AK Parti’ye geçti. Gören de ülkeyi mafya yönetiyor zannedecek. Oysa ne alakası var değil mi? Bırak ülkeyi, dünyayı yöneten tanrı bile mafya olmalı ki bizi sürekli plata ve plomo arasında seçim yapmaya zorluyor, buna ne dersin?

Biliyorum, biliyorum, tanrı yok. O olmadığı içindir ki karanlığın içinde boğuldu Toyran, Özdinçer ve Aylin. Her gün 2000 kişi intihar ediyor dünyada. İntihar etmek için kendine çok aşık olman gerekir. Herkesten üstün, herkesten akıllı, herkesten güzel, herkesten iyi olduğuna kesinkes inandığında daha fazla tahammül edemezsin geride kalanlara. O kadar aşık olman, o kadar tapman gerekir ki kendi yüce varlığına kahretmeli seni her şey. Dünyanın senin etrafında dönmesi gerekirken, bunu yapmamasını sana karşı yapılan büyük bir haksızlık olarak görmen gerekir. Zaman zaman intihar hayalleri kurmamın nedeni sizleri böcek olarak görmemden kaynaklanmaktadır. Fakat sonra vaz geçip yaşamaya devam edebildiysem bugüne kadar, bunun nedeni de kimseden farklı olmayan bir böcek olduğumun farkına varmam olsa gerektir. Birbirine omuz atan böcekler, birbirine sarılan böcekler, birbirini satan böcekler, birbirini öven böcekler, birbirini ezen böcekler, birbirini seven böcekler.

Simge Sağın ne güzel bir kadın yahu. Sesi, yorumu, şarkıları, şarkı sözleri, müziği, saçları, gözleri, burnu, dudakları, giyimi, kıyafetleri, duruşu, zarafeti, vücudu, cesareti, tatlılığı, seksapeli. Sayın Sağın, size tapabilir miyim?

Karanlığın ortasında North Dakota yollarındayım. Interstate Highway 94 West. Gece saat 3. Fargo ile Billings arası yazı yazmak için müsait bir yol. Kimse yok buralarda. Kimse yaşamıyor burda. Bir parça toprak için birbirini boğazlayanlar keşfetmemiş buraları. Olur mu ya? Keşfetmiş ya işte. Keşfetmiş ve boş tutuyor. İhtiyacı olana verecek değil ya. İsraf olması yeğdir. Herkesin karnı doyarsa, herkesin vicdanı sızlamaya başlar sonra. Ne gerek var böyle şeylere? Eski defterleri karıştırmamak gerek. Eski defterler borç kaynıyor. Mutluluk cehalettedir. Sürekli kendime bi bok bilmediğimi hatırlatmakta müthiş faydalar görüyorum. Bir gün bu farkındalığı fazla abartacak olmaktan korkmuyor değilim. Ancak onu o gün düşünürüz. Böyle diye diye 37 yılı geride bıraktık. Zaman geçiyor. Zaman hızlı geçiyor. Bol bol Simge Sağın dinlemek lazım.

Mektubunu sakladım, ellerin değdi diye Sözünü tutamadın, ömürlük sevdin güya Ben seni seviyorum, sen bir başkasını Kader ne çok seviyor, ayrılık yazmasını

Kira Pregiato’dan mektup aldığını düşünsene. Ah memeler, memeler. Tatlı bir yüz ve kafam kadar memeler. İşte bütün mesele bu. Al sana mutluluğun sırrı: Masum bir yüz ve karpuz kadar meminto.

Leave a Reply

Your email address will not be published.