15 Ocak 2026, Perşembe.
Weatherford, Oklahoma.
Sevgili eşim geçen hafta boyunca çeşitli intihar denemelerinde bulunduğunu söylüyor. Şükürler olsun ki hiçbiri işe yaramamış. Bir de bunu bana söylediğine göre, herhalde “kurtarın beni” demek istiyordur.
Ben de hemen annesine ulaştım. Kadıncağıza da acıyorum. Bir de ablasıyla konuştuk ne yapabiliriz diye.
Eşim diyorum ama hikaye uzun.
Yabancı bir ülkeye gidip, orada oturum almak için, oralı bir kadını bulup onu sevdiğinize inandırırsanız ve bir gün işiniz bittiğinde arkanıza bakmadan çekip giderseniz, aşağılık şerefsiz bir orçosunuzdur demektir, değil mi?
İşte bizim hikayemiz (bu hikayedeki orço benim).
Ayrılalı da 6 yıl oluyor aslında. Ama irtibatı hiç kesmedik. Arkadaş kalmaya çalıştım elimden geldiği kadar.
Boşanamadık da daha, türlü türlü sebeplerden uzadı, uzadı, uzadı ve bugün biz hala evliyiz aslında.
Bir süre ben ödedim kirasını faturalarını, ayrı olmamıza rağmen. Önemli değil. Hakkıdır. Benim hayatımı kurtardı bir yerde sonuçta. İyi de bi insan. Severim kendisini.
Ancak daha sonra yavaş yavaş kendi ayakları üstünde durması gerektiğini ifade ettim. Ömür boyu da bakamam herhalde diye düşündüm. Eli tutuyor, kolu tutuyor, çalışsın kendine baksın diye düşündüm.
Başardı da. Instacart yapıyordu, güzel de kazanıyordu. Ancak geçen yıl Instacart hesabı kapatıldı. Ondan sonra bir türlü toparlanamadı.
Hesap niye kapatıldı onu da bilmiyoruz. Yani bir email geldi ama o email’de yazanlar doğru değil. Yani yanlışlıkla mı kapattılar acaba? Veya ihtiyaç kalmadı da yalandan bahane mi uydurdular? Hiçbir fikrim yok. Ben de onun yalancısıyım. O bana böyle anlattı.
Söylediğine göre defalarca iletişime de geçti ama pek yardımcı olmadılar anlaşılan.
Sonra kirasını da ödeyemedi, evden de çıktı, annesinin yanına taşındı. Bir yıldır annesiyle yaşıyor.
Doordash yapıyor ama pek memnun değil Doordash’ten. 34 yaşında kadın. Çocuk da değil ki artık. Uğraştığı şeyler de koyuyordur. Doordash’le uğraşılır mı? İşte hayat. Mecburiyet.
Siyah. Şişman. Bunlar büyük dezavantajlar. Özgüven yok. Kendini beğenme yerlerde. E bi yandan da Doordash, fakirlik, 34 yaşında annenin yanında yaşamak – hepsini üstüste koyunca yaşamak istemiyor artık. Kendisini büyük bir kaybeden, acınası bir loser olarak görüyor. Mücadele edecek, savaşacak gücü kalmadığını belirtiyor.
Aslında bence durumu korkunç değil. Hala yapabileceği bir sürü şey var. Biraz kolaya kaçmak oluyor intihar sanki. Tabii depresyon da büyük problem.
Şimdi California’ya gidiyorum, bi göreyim diye. Haftaya New York’ta başlamıştım, batıya doğru ilerliyorum. Önce Illinois’ye bi yük taşıdım, ordan da şimdi Phoenix’e götürüyorum yine yiyecek bir şeyler. Sonra da California.
Aslında ben ona diyorum ki atla gel tırda gez benimle. Ta ki bi plan düşünene, bulana kadar ben bakayım sana. Ancak çok nazlı. Bi de hayatta laf dinlemez. İnatçıdır. Kendi bildiğini okur.
Yoksa ben de onsuz daha mutluyum arabada ama ne yapayım, elimden bu geliyor, bunu teklif edebiliyorum.
Neyse bir görüşelim bakalım neler olacak. Beni soyup soğana da çevirebilir. Veya sokayım parana puluna deyip, ille de intihar etcem diye tutturabilir de. Bunların ikisi de kötü. İkincisi çok daha kötü herhalde. Ama ilki de az kötü değil. Varımı yoğumu ona vereceksem, o zaman ben niye yaşayayım ki madem.
Bir orta yol bulmak gerek. Umudum o. Bana desin ki “3 ay bana bak, sonra toparlanacağım”, ona eyvallah. 3 ay, 5 ay kazancımın yarısını ona vereyim ama o da bir plan yapsın, bir iş bulsun, bir yerden başlasın.
Bilemiyorum ki. Yani işte “3 aymış, 5 aymış, hiçbir şey istemiyorum, kararlıyım, ölmek istiyorum” dedi mi kitlenip kalıyoruz. Ki öyle konuşuyor işte hep.
İşimiz zor.
Hayat işte. Saçma sapan şeylerle uğraşa uğraşa geçip gidiyor. Sonra da ölüyoruz. Harika! Vallahi mükemmel!
Leave a Reply