Günlük – 06/01/2026

5 Ocak 2026, Pazartesi.
Somerset, Pennsylvania.

Yeni bir yıl başladı. Hemen heyecan arayışı da başlar yeni bir yıl başlayınca. Acaba yeni bir şey olacak mı? Yeni bir şey olmazsa çok sıkılır insanlar.

Ve yepyeni bir şey oldu. Başkanımız Donald Trump, Venezuela’ya gitti, oranın başkanını çuvala koyup Amerika’ya getirdi. Yani daha ne olsun? Al sana heyecan.

Böyle bir şey tahmin edilebilir miydi? Çok zor. Ve daha bununla da bitmedi. Grönland var sırada. İran’da olaylar var. Küba’yla ilgili bir şeyler söyleniyor.

Adrenalin had safhada. Sıkılmamız imkansız. Maç izler gibi izliyoruz. İyi olan kazansın.

Hayat bir oyundan, bir müsabakadan fazlası değildir ya zaten.

Oysa ben hayatı çoktan boşvermiş ve yeni yıla Springfield Illinois’deki Pilot Dealer’ın banyosunda, alafranga tuvaletin üstünde otururken girmiştim. Elimde telefonum, önümde YouTube’dan kısa videolar biraz dinleniyordum öyle.

Sonra duşumu aldım ve biraz daha ilerledim Nashville’e doğru.

Kenworth’un sol farı çalışmıyordu, öyle tek göz sürdüm Nashville’e delivery için. Önceki günlerde güya Illinois’de durup tamir ettirip, öyle inecektim Nashville’e ama son gün karar değiştirdik. Önce Nashville’e delivery, sonra Kuzey Illinois’ye bir yük ve sonra kendi yard’ımızda tamir veya tır değiştirmece.

Nashville’de pick up yaparken check in yapan siyah çocukla tartıştık ufaktan. Bir süre sonra rahatsız oldum adamla küfürleştiğim için, geri döndüm ofise ve özür diledim elemandan. Umuyorum o da sevinmiştir. Ben de rahatladım sonra. Hayat çok kısa ve kimsenin kalbini kırmaya değmez. Zaten herkesin yeteri kadar derdi var. Bi de iş yerinde denyolarla uğraşmamalıyız.

O benimle uğraşmamalı, ben de onunla.

Order numarasını söyledim ve işitmediğini, daha sesli söylememi istedi. Ben de telefonu ona uzattım, beni duymakla uğraşmasın da numarayı telefondan okusun diye. Yüzünü çevirdi. Hayır, sen okuyacaksın bana dedi.

O öyle yapınca garibime gitti. İnat ettim. Okumadım numarayı. Tartışma böyle başladı. Sonra bi şekilde çözüldü olay. Üstünü çağır dedim, üstünü çağırdı, onunla hallettik.

Üstü de numarayı bana okuttu. Ya hakikaten böyle bir kuralları var, ya da adam çalışanı göt olsun istemedi. Ama en azından uzatmadı. Ağzımdan çıkan rakamları dikkatle dinledi ve beni tırıma gönderdi.

Chicago’ya yola çıktım. 7 buçuk saatlik yolun, 6 buçuk saatini durmadan sürdüm. Kar yağmaya başlamıştı. Bir saat daha ekstra zamanım olduğu için bir truck stop’a girdim. Ancak kar yağışı yolculuğu uzattı. Tıra geri bindiğimde gideceğim süre iki katına çıkmıştı.

Broker şirkete ulaştı. Artık yetişemeyeceğimi ve ben vardığımda receiver’ın kapalı olacağını söyledi. Ben de daha fazla ilerlemedim. Kenara çekip uyudum.

Sabah yard’ımıza sürdüm. Farı bozuk olan tırı bıraktım, bir hafta önce tamir için bıraktığım eski tırımın tamiri bitmişti, onu geri aldım. Ve bu beni çok mutlu etti. Çünkü bu Volvo’ya çok alışmışım. Alışmış kudurmuştan beterdir. Ve Allah sevdiği kuluna önce tırını kaybettirir, sonra buldururmuş. Eski tırıma geri kavuştuğum için inanılmaz mutlu oldum.

Bu sefer de trailer’ımı değiştirdim. İçinde yük olan trailer’ı cuma teslim etmeleri için onlara bırakırken, başka boş bir reefer trailer’ı alıp yeni yük almaya Wisconsin’e gittim.

Wisconsin’den tekrar Illinois, sonra Missouri, Oklahoma, Texas ve nihayet New Mexico’daki bir Walmart Distribution Center’a delivery’mi yaptım.

Akşam et yükü almak için Texas’a sürecektim. Öncesinde ufak bir truck stop’ta iki pizza dilimi ve bir ufak Cola aldım. $7’lık bir kampanyaları varmış bu şekilde.

Sonra homeless bir genç geldi. 32 yaşındaymış ama daha genç gösteriyordu. İşsiz güçsüz fakir fukara bir adamdı. Aslında boylu poslu bir delikanlıydı ancak anladığım kadarıyla akıl sağlığı biraz bozuktu. Çok kibar, çok efendi idi ama kendi kendine konuşuyordu sürekli. Kasada arkamda sırada bekliyordu. Elinde kahve vardı.

Ama alamamış kahveyi. Kartla ödeme yapmaya çalışmış, kartta para kalmadığı için alamamış. Kahveyi bırakmış, musluktan bedavaya su doldurmuş taşıdığı boş su şişesine, onu içiyordu kendi kendine konuşurken. Gelip önüme oturdu. Bir yandan pizzamı gömerken, bir yandan dayanamayıp kahvene ne oldu dedim. Param yokmuş dedi. Adamın önünde hayvan gibi pizza yediğim için utandım kendimden.

İki pizza da sana alalım dedim. Zaten $7. Yanında da kola. Çok sevindi. Çok teşekkür etti. $7. Güzel yani $7 olması. Ucuz. Alabiliyorsun. Pahalı olsa teklif edemeyebilirdim belki. Görmezden gelirdim. Ne bileyim kalkar giderdim. Ama $7 olduğu için dünyalar bizim.

4 gündür hiçbir şey yemedim dedi. Bence yalan söylüyordu. Ve bu yalana hiç gerek yoktu. Ama belki de ağız alışkanlığı olmuştur adamda. Belki de herkese böyle söyleye söyleye alışkanlık edinmiştir. Alışmak, kudurmaktan beterdir.

Ya da belki de doğruyu söylüyordu. Yani inşallah yalan söylüyordu ama ya doğruyduysa söylediği. Korkunç amk. Ama hala inanasım gelmiyor. Zaten o dükkana gelse her gün, illaki birileri bi şeyler alır ona. Öyle tahmin ediyorum.

Gece zar zor, uyku gözümden aka aka vardım Texas’taki shipper’a. Tır endüstrisinin problemi bitmek bilmiyor.

Güvenlik dedi ki senin bilgileri bize email olarak atmaları gerekiyor. Şirkete haber verdim. Bilgileri email olarak attılar.

Güvenlik dedi ki o email’e bizim erişimimiz yok ki. Ofistekiler görecek, onaylayacak, bize haber verecek seni öyle alabiliriz içeri dediler.

“Tamam” dedim. “Ne zaman olacak peki bu” dedim.

“Sabah 6’da gelecekler” dedi.

İlk zamanlarım olsa isyan ederdim ama artık alıştım. Her shipper’da ayrı bir problem. Her shipper’ın kendi prosedürü var ve bu prosedürü sadece oraya varınca öğrenebiliyorsun. 2026 Amerika’sındaki bu geri kalmışlık, tadından yenmez bir absürt komedi malzemesi. Akıl alır gibi değil, ancak her gün karşılaştığımız bir gerçek.

Aslında bence müthiş bir fırsat. Her problem bir fırsattır çünkü. Bu problemi çöz, milyon doları cukkala. Alt tarafı bir app yapacaksın ve bütün shipper’ların, receiver’ların check in prosedürleri orada bulunacak. Bu kadar.

Tabii dile kolay. Yaparken illaki zorlukları olacak. Ancak her neyse. Bana ne? Ben app yapabilsem tır şoförü olmazdım zaten.

Gece yakındaki bir truck stop’ta uyudum. Sabah döndüm check in yaptım, trailer’ı drop ettim, bobtail truck stop’a döndüm. Burrito yiyip uyudum. Öğleden sonra yük hazırdı, gittim aldım, yarın sabah da Philadelphia’ya teslim edeceğim.

Ben bunlarla uğraşırken Trump da gitti Maduro’nun elini kolunu bağlayıp New York’a delivery yaptı. Venezuela’da başkan olacağına, Amerika’da tır şoförü olacaksın. Daha güvenli.

Ben seviyorum Amerika’yı. Saldırgan politikalarına da karşı değilim. Bence kim olsa aynı şeyi yapardı. Güç kimin eline geçse böyle olacak zaten. Ben kalkıp buraya gelmişim. Benim için gücün bunlarda olması daha karlı tabii. Amerika olmasa, Çin kök söktürecek dünyaya. Veya Rusya, veya başka biri.

Amerika olması daha hayırlı. En azından alıştık artık. Alışmış, kudurmuştan beterdir.

Sübyancı kelimesiyle de vedalaşacağım sanırım. Onu da alışkanlıktan kullanıyordum ben. Yani 37 yaşında bir adam olarak, 18-19 yaşındaki kızları çekici bulmam ve o yaşlardaki aşk işçileri ile birlikte oluyor olmamdan dolayı kendimi aşağılayıp kendime sübyancı diyordum ama Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktım, meğer sübyancı “ergenlik çağına girmemiş çocuklara karşı cinsel ilgi duyan kimse” demekmiş. Pek sevimli bir kelime değilmiş yani.

Benim çocuklarla bir işim yok. Çocukları pek sevmem zaten. Kendim de çocuk yapmadım hiç. Aslında başkalarının çocuklarıyla da aram iyi olmuştur hep. Sivil toplum kuruluşlarıyla ilkokullara gitmişliğim, çocuklarla çeşitli çalışmalar yapmışlığım da var. Oralarda da hep güzel sonuçlar elde ettik, oralarda da çok severdi çocuklar beni. Çünkü eğlendirirdim onları, güldürürdüm.

Neyse anlayacağın benim çocuklara karşı herhangi bir ilgi duymam imkansız. Şu cümleyi yazmak bile beş yıl aldı ömrümden. Ben genç kızları seviyorum. Yaşıma göre de fazla genç kızları. Ama onun adı da sübyancı değilmiş. Tıp literatüründe efebofili varmış mesela. Efebofili 15-19 yaş arasına ilgi duyanlara deniyormuş ve normal bir şeymiş, sapıklık değilmiş. En azından öyle yazıyor benim okuduğum sayfalarda.

Velhasılıkelam ben gençsever bir amcayım. Aslında genç de sevmem, kimseyi sevmem ancak 15 dakikalık bir aşka ihtiyaç duyduğumda genç bir aşk işçisini tercih etme ihtimalim yüksektir.

Dürüst olmak gerekirse yaştan ziyade yüz önemlidir benim için. Surat. Yüz. Bazı yüzler vardır çok masumdur. İşte o yüzlere kaptırırım kendimi. Örneğin 25 yaşında bir kadın var yüzüne hasta olduğum, o kadının yüzü 18’lik gençlerin yüzünden daha genç, daha masum görünüyor bana. Benim takıntım o yüze işte. Yaş ikinci planda.

Bunu da şöyle fark ettim. Aşk işçilerinin fotoğrafları olan sitelere giriyorum. Kendime arkadaş seçeceğim. Yüzleri gözüküyorsa yüzünü beğendiğimi seçiyorum. Ama yüzlerini saklıyorlarsa o zaman yaşlarına bakıyorum ve en genç olanları tercih ediyorum. Öyle işte.

Halktan yüksek bir talep vardı, her gün yüzlerce mektup alıyordum bu konuyla ilgili, o nedenle aydınlatmak istedim.

Kimsenin siklediği yok da, işte günlük benim günlüğüm olduğu için tarihe not düşesim geldi.

Cem Yılmaz’ı da izledim. Başarılı buldum. Ancak kadın düşmanlığı göze çarpıyor. Ben erkek düşmanı, Meriç oğlu Meriç bir insanım. Kadının estetik ameliyatını eleştirmek erkeğe düşmez. O ameliyatı icat eden de erkek, icra eden de erkek. Götün yiyorsa onlarla dalga geç. Kadın o sektörün de kurbanı. Sen kadını yaşlandığında, kırıştığında öveceksin yücelteceksin ki kadın da kendini çirkin hissetmeyecek ve estetiğe başvurmayacak.

Yo sen de benim gibi gidip 18’lik, 25’lik kızlara ilgi gösterirsen kadın da riski göze alır, bıçağın altına yatar.

Hele götle ilgili olan espiri apayrı bir mevzu. Birincisi götümüzü görmediğimiz olgusu güzel bir tespit. Ona kahkaha attım. Hakikaten de 37 yıllık hayatımda götümü çok az görmüşümdür. 3-5 kez belki. O da ergenken vücudumu keşfederken götümü de merak ettim yani etmedim değil.

Ancak erkek kendi götünü ömründe üç kez görüyor diye, kadının Brazilian Butt Lift ameliyatına laf edemezsin. Bi kere Brazilian Butt diye bir fenomen var. Kadın götü dünyanın en güzel varlıklarından biridir. Öyle “ben götümü bir kez gördüm, kadınlar götüne estetik ameliyat yapmamalı” denilip geçilemez. Saçmasapan bir argüman bu.

Ha başarılı ameliyat vardır, başarısız ameliyat vardır. Ama onunla da dalga geçilmez. Beğenmiyorsan önüne bak siktir evine git. Milletin götüyle başıyla dalga geçmeyin. Kendi götünüz göbeğiniz almış başını yürümüş. Çok eğlenmek istiyorsanız, aynanın karşısına geçin, kendinizle eğlenin.

Böyle düşüyor mu diye soran kardeşlerim, böyle düşürecek olsam aşk işçilerine niye para ödeyeyim. Zaten kadınlar Meriçlerden hoşlanmaz ki. Kadınlar hırtları, hödükleri daha çok beğenirler. Benim gibi loser’lara verseler verseler acıdıkları için, merhametten veya şefkatten verirler ki o da ömrü hayatında bir kere olur ya da iki kere olur. Ben de limitimi doldurdum o alanda.

Hiçbir kadından hiçbir isteğim yok, aşk işçileri hariç. Sadece kadın değil, herkesten, tüm insanlardan uzak durmak en güzeli. Aşk işçileri de 100 dolar, 150 dolar karşılığı bir saat ayırıp derdinizi dinliyor Tijuana’da. Onlar mutlu, ben mutluyum. Darısı başınıza. Biz erdik muradımıza, siz çıkın kerevetine.

Bol vaktim var diye açtım Kolpaçino izliyorum şimdi. Helal olsun Şafak Sezer’e. Komik oğlum işte. Sanırım en çok Galerici Şahin’i seviyorum. Harika ya. Çok gülüyorum. Hahaha.

Leave a Reply

Your email address will not be published.