Günlük – 20/12/2025

19 Aralık 2025, Cuma.
Coldwater, Michigan.

Kışın gelmesine 2 gün kaldı. Gündüzler, gündüz değil kuzey tarafında. Kar yağışının içinde geçti sabah. Donuyorum tırdan her indiğimde.

Şimdi burdan sosis yükleyecekler 20 ton bu akşam ve bu sosisleri Meksika sınırına, California’ya götüreceğim birkaç gün yol giderek.

Geçen hafta da elma taşımıştım Washington’dan California’ya. Sonra biber aldım California’dan New York’a götürdüm. Dün de yaprak yüklediler New Jersey’den, Michigan’a getirdim. Ne yaprağıydı bilmiyorum ama yükleyenler de Araptı, Michigan’da indirenler de. Belki de dolma için, sarma için gerekli olan yapraklardı, dikkat etmedim.

Babamın ölümü, yas, mezarlık – toplamda $2650 para göndermemi istedi kardeşim bir ay içinde. Dört takside böldük. Geçen Cuma da, bugün de 650’şer dolar gönderdim. Kaldı iki taksit.

Ölmek de pahalı.

Elmaları fazla yüklemişlerdi geçen Salı ve bir koca gün zaman kaybetmiştik bunun için. Götüreceğim yerin verdiği randevu saatlerine yetişmem mümkün değildi artık. Bir gün sonra götürmek üzere anlaştık aracı firmayla.

Bir gün sonra vardığımda güvenlik hanımefendi o şirketin randevusuz çalışmadığını söyledi. Aracının, arayıp randevuyu yenilemesi gerekiyormuş ama yapmamış. Artık alıştım böyle şeylere. Tamam dedim, gittim tır durağında uyudum. Tabii haber verdim önce bizim şirkete, onlar da aracıya ulaştı ve saatler sonra Cuma sabahına randevu aldıklarını söylediler.

Bir gün de California’da kaybettik anlayacağın ama önemli değil. Dinleniyorum işte. Hazır boştayken de gittim ehliyeti yeniledim. Aradan çıktı.

Cuma sabahı çok sinir bozucuydu. Perşembe akşamdan gittim ben. Bu sefer beyefendi vardı güvenlik olarak. Dedi ki şuraya park et, sabah 4’ü çeyrek geçe gel kapıya. Tamam dedim gittim uyudum. Benden başka bir tır daha vardı kenara park etmiş, sabahı bekleyen. Ben uyuduktan sonra da bir iki tır daha arkamda sıralanmış.

Gece 12 gibi kapıya vurdu bu sefer yine başka bir güvenlik bey. O da diyor ki burada beklemek yasak, gidin caddeye park edin. “Diğer çalışan söyledi ‘burda yatın’ diye” diyoruz; “yalan konuşmayın, onların müdürü benim, benim çalışanım da böyle bir şey söyleyemez” diyor.

Kaç yaşına gelmiş adamlar, çocuk gibi saçma sapan tartışıyoruz. Niye yalan söyleyelim kardeşim. Neyse def olduk caddede yerimizi aldık.

Bi gözü açık bekliyoruz, sıramızı kaptırmamak için. Sabah 4’e gelirken saat, baktım önümdeki tır hareketlendi. Ben de peşinden ilerledim. Biz yine yolun yarısında durduk ancak başka birisi bizi de sollayıp kapıya yanaştı. Güvenlik onu içeri alınca, dedik herhalde alımlar başladı.

Oysa hayır, güvenlik bey geldi ve yine bizi kovdu. “Saat zaten 4 olmuş, 4 buçuğa bir şey kalmadı pek” dedik ama 4 buçuğun da yanlış olduğu bilgisini verdi bize. Saat 5’ten önce kimse giremezmiş buraya. Şimdi sorun şu ki caddeye geri dönsek, ordaki sıramızı da kaybettik ancak güvenlik bey bizden daha güçlü. O ne derse yapmak zorundayız. O müşteriyi temsil ediyor ve müşteri her zaman haklıdır biliyorsunuz.

Caddeye döndük, sıranın sonunda saat 5’i bekliyoruz.

Saat 5’e 7 kala bir tırı içeri aldığını gördüm güvenliğin. Bir de önümde Hintli bir tır şoförü vardı, o da sürdü kapıya doğru. Ben de onun peşinden gittim. Bu sefer aldı bizi içeriye. Bu sefer de derdimizi diğer şoförlere anlatmaya çalışıyoruz. Niye önümüze geçtiniz diyorlar, geceden beri burda bekliyoruz diyoruz.

Korkunç bir sabahtı.

Sonra içerde de çok bekledik. Yükü boşaltmaları, saymaları 5-6 saat sürdü. İkinci gideceğim yerdeki randevu saatini yine kaçıracağım.

Bırak randevu saatini, komple deponun kapanış saatine bile geç kaldım. Öğlen 12’de kapanıyormuş ama işte 15-20 dakika daha beklemişler ben ve benim gibilerin geleceklerini bildikleri için.

Orda da yine 5-6 saat sürdü işleri. Akşam yeni yük almaya daha güneye indim San Diego’nun Meksika sınırına. Oraya da birkaç dakika geç yetişebildim, kapanmaları gerekirdi ama yine orda da hemen 2 paleti yüklediler çıktım gittim ikinci yük alacağım adres olan Yuma Arizona’ya.

Sabah erkenden bu sefer Arizona’daki depo açılsın diye bekliyorum ama onu da boşuna bekledim. Orda da bi palet eksik var, bütün gün onu bekledik. Gece 12’de çıkabildim New York’a yola. Gün içinde de yine köfteci bir yere gittim, koca memeli bir garsona 15 dolar da bahşiş bıraktım. Büyük meme kazandırır.

Şişmandı kız ama umrumda değil, meme büyük olsun, isterse şişman olsun. Zaten şişman da severim, sevmem değil.

Pennsylvania’da I-80’de bi Ermeni restoran keşfettim. Exit 192. Kavkaz Restoran. Ulan kaç yıldır gidip geliyorum ilk kez şimdi gördüm. Ha belki yeni açılmıştır, o zaman bilemem. New York’a giderken de, New Jersey’den gelirken de iki sefer orda durdum yemek için. Ben Gürcü restoranı sandım başta ama sonra kasadaki çocukla konuşunca Ermeni olduklarını öğrendim. Çocuğa da iyi bahşiş veriyordum iki gündür. İnsanların Ermeni olduğunu öğrenince sanki babalarını öldürmüşüm gibi bir utanç duyuyorum. Elimden geldiğince ekstra iyi davranmaya çalışıyorum mahçubiyetten.

New York’taki depoda Ted diye yaşlı bir amcanın büfesi var içeride. Bu ikinci gelişim bu depoya da. O dedeye para kazandırmayı da seviyorum. Üç hafta önce babam öldüğü için, sanki o dedenin de ömrü bitecek yakında gibi geçti aklımdan. Gülümsesin diye çeşitli şaklabanlıklar yaptım. Deli bu herhalde deyip gülümsedi sonunda.

Geceyi bir tır durağında güzel güzel uyuyarak geçirdim. Bira içesim vardı ama sonra vaz geçtim. Sabah işte New Jersey’e sürdüm yük almak için. Yolda tırın bir arızası olduğunu şirkete haber verdim. İki üç gündür belli bir hız seviyesindeyken deli gibi sallanıyordu araç. Önceden haber vermeliydin dedi güvenlik departmanı, çıldırdım. Gücüm onlara yetiyor. Saydım sövdüm.

Her ufak şeyi de haber veremem. Üst üste iki defa, üç defa olursa haber veririm. Bunları söyledim filan. Tabii kimse bir şey diyemedi. Çünkü şoför açığı var. Ben de bu durumu suistimal ediyorum. Çünkü insanım ve her insan gibi şerefsiz bir orospu çocuğuyum.

Gideceğim adresi de yanlış vermişler zaten. Ulan New Jersey’de yanlış adres verilir mi ya? Zaten daracık sokaklar, zar zor varmışım ama adres yanlış. Bir dayı söyledi ordaki. Dedi onlar taşınalı bir yıl oluyor. Sonra da baktı çok soru soruyorum, siktir git bakışı attı, başından savdı beni dayı.

Tekrar şirketle konuştum. Özür dilediler yanlış adresten dolayı. Yeni adres yolladılar. Bir saat daha sürdüm. Vardığımda Araplarla karşılaştım. Ama çok güzel bi kadındı penceredeki. Salak muamelesi yaptı bana ancak güzelliğinden ötrü her muamelesine razı olabilirdim. Abartıyorum biraz ama tabii uzun zamandır aşk işçilerinden uzak kalınca böyle oluyor. Ben Orta Doğu kadınını seviyorum kardeşim. Türk kızları da, Arap kızları da, Pers kızları da gayet güzel kızlar.

Salak muamelesi yeme nedenim zile bastıktan sonra kapıyı açıp girmememdi. Nerden bileyim, meğer zile basar basmaz kapıyı çekseymişim açılıyormuş. Ama beklersen sonra kapıya el atarsan açılmıyor. Orda çalışanlar için bu basit, sıradan bi şey olabilir ama ben her gün başka bi deponun kapısındayım ve diğer karşılaştığım kapılar böyle değildi. Ama işte her gün her yerde salak muamelesi görüyoruz. Artık savunmuyorum bile kendimi. “Evet, haklısınız ne kadar da aptalım” deyip mahçup mahçup gülümseyince karşı tarafın çok hoşuna gidiyor. Ben de artık öyle yapıyorum. En güzeli salağa yatmak. Bırak mutlu olsun insanlar. Mutlu olsunlar ki zaten zor olan hayatımızı daha da zorlaştırmasınlar.

Yüklediler yaprakları, faturayı uzattılar 44 bin pound yazıyor ağırlık. Dedim bak bu çok ağır gelebilir. Ama yapacak bir şey yok. Önce gidip tartıya çıkacağım. Yolumun üzerindeki en yakın tartı, trafiğin de katkılarıyla bir saat uzaklıkta. Gitsem, geri gelsem yine en az bir gün kaybedeceğiz ama başka çare de yok.

Belki de fatura yanlıştır dedim. Bilemezsin. O da oldu birkaç kez daha önce. Bir saat sonra tartıya yanaştım ve derin bir nefes aldım. İki dakikalığına ateizme ihanet edip Tanrıya dua ettim ağırlık sınırın altında çıksın diye. Ve Tanrı dualarımı kabul etti. Hakikaten de faturada yazan rakam çok yanlışmış. Bırak 44 bini, 40 bin pound bile değilmiş yük. Tanrı dualarımı kabul edip varlığını ıspatlasa da ben göt olduğum için yine ona ihanet ettim ve yine ateizme geri döndüm işim bitince.

Bu sabah da yaprakları verdik ve şimdi sosisçideyim. Saat 3’te geldim, dorseyi yeteri kadar temiz bulmayıp yıkamaya yolladılar beni. Yıkamada uzun süre bekledim. Hava soğuk, dorsenin içi sosis için soğutulmuştu, önce onu ısıttık. Yıkarken su donar yoksa. Yıkama da uzun sürdü çünkü yıkayan adam biliyor bu sosisçinin titiz olduğunu. O yüzden uzun uzun yıkadı, tertemiz yaptı sağ olsun. Döndüm geldim, kaç saattir bekliyorum şimdi yüklüyorlar akşam olmuş 11.

Burdan daha Illinois’ye geçeceğim tamir için. Yarın artık ne zaman tamir biterse sonra 3 gün sürer California yolu. Güya Salı sabahına yetiştirecektim ama bence o da zor artık. Yaşayacağız, göreceğiz.

Tır işi çok sabır isteyen bir iş. Parası güzel olunca katlanıyoruz tabii. Paranın köpeğiyiz. Paranın değil, memelerin köpeğiyiz ama aşk işçilerine de para lazım. Onlar da aile geçindiriyor sonuçta. Ben ne zaman ziyaretlerine gideceğim hala daha bilmiyorum. Hayallerini kuruyorum sadece işte. Hayaller, hayatlardan daha güzel zaten. Zaman zaman yoruluyorum yaşamaktan ama şimdilik yaşamaya devam. Ömür kısa ya zaten, bu da geçer. Tabii en güzeli zengin olmak. Her gün meme, her gün meme. Ela Rümemeysa Cebeci’nin askerleriyiz.

Bu kızlar güzel kızlar (yetişkin film yıldızları): Ellie Shoule (şimdi keşfettim). Becky Summer (7 ay önce keşfetmiştim).

Kaç gündür loop’a aldım şunu dinliyorum:

Kül olur kalbindeki zamanla Yana yana, yana yana, yana yana, yana yana…

youtube.com/emreyılmaz/cemadrian/markeliyahu/kül

Leave a Reply

Your email address will not be published.