9 Aralık 2025, Salı.
Wapato, Washington.
Ezilmişliğini çoktan sindirmiş halkın genç üyeleriyle gülüşüyoruz meşrubatlarımızı yudumlarken.
Buraya park etmenin bedeli 10 dolar. Ancak marketten 25 dolarlık alış veriş yaparsan o zaman park ettiğin için bir bedel ödemek zorunda değilsin sabaha kadar.
Sandviç, kruvasan, fıstık, çay aldım bir türlü 25 dolara tamamlayamadım. Gözüme değişik bir meşrubat çeşidi ilişti. Kasadaki çocuğa onu sordum. Güzel bir şey dedi, ben içtim, ben severim dedi. Bir tane ona aldım, bir tane de kendime aldım.
Hatırlıyorum, en çok Pattaya’daki garson sevinmişti ona meşrubat ısmarladığımda. Zavallı işçilerin kazançları o kadar azdı ki ne Cola’ya, ne Fanta’ya para vermeye kıyamıyorlardı.
Barış Manço’nun dertli sesinden yüce dağların karlı olmasını dinleyerek geldim buraya kadar. Et getirdim Kentucky’den Oregon’a. Elma götüreceğim Washington’dan California’ya.
Küçük kasabanın sinsi esnafı fazladan fazladan yüklemiş elmaları, biraz daha fazla para kazanabilmek için. Tartıya çıktım ve yasal sınırın üzerinde bir ağırlığa sahiptim. Geri döndüm. Depo kapalı ancak yarın sabahı bekleyeceğim. O yükü azaltacaklar biraz. Ben de dinleneceğim bu gece.
Babamdan sonra annem de vefat ederse yakında, asıl o zaman ara vereceğim çalışmaya. Belki hayata başlayacağım. Nefes alacağım. Yaşayacağım. Belki birkaç gün, belki birkaç yıl, belki uzunca bir süre.
Bu hayatta yaptığım en güzel şey, çocuk sahibi olmamaktı.
Yeni çocuklar doğuyorlar ve ben hep geleceğin bedbahtlarını görüyorum. Hiç bir çocuğa bakıp da, tamam bu çok mutlu olacak bir gün dediğimi hatırlamıyorum. Her bebeğin masum gülümseyişinin, bin katı azabı vardır hepi topu yirmi yıl sonrasında hemen.
Üst üste yaşayacaklar felaketleri. Felaketlerin tadı üst üste gelmelerinde saklıdır.
Her zihnin haddi değildir yok olmayı kabullenmek.
Oysa burası bir oyun salonu. Kısa süreliğine uğradık. Kimimiz çıkmak istemiyor. Kimimiz çoktan sıkılmaya başladı bile.
Nihayetinde yüce bir adalet var. Çok eşitiz. En zeki ile, en aptalı; en zengin ile en fakiri bir tutan bir uyku var.
Parmaklarımı hissetmekten zevk alıyorum. Yazarken yaşlı deftere, parmaklarken genç kadınları.
Dilim hala tat alıyor. Mavi rengi görebiliyorum. Ya Barış Manço’yu dinlemeden göçüp gitseydim.
En güzel yer, senin bulunduğun yerdir. Görmediğin yerler kadar, görmeyenler var senin yerini. Hep bir eksik hissetmekten vazgeç. Hep bir şanslı olduğunu fark et.
Bakışlarını yakalamadıktan sonra önemi yok aşık gözlerin. Gaipten sesler geliyorsa benim duyup duymamamdan sana ne. Eğlenmene bak. Seni ne mutlu ediyorsa doğru olan odur.
Muazzam ve mucizevi bul doğayı. Sev hayatı. Doya doya yaşa. Manasız ve gereksiz bul hayatı. Önemseme. Gözün arkada kalmasın ölürken.
Tiksindiğin insan sayısı kadardır, tanıdığın insan sayısı. Henüz tiksinmediysen, henüz tanımadığındandır.
On beş yaşındaki kızlara aşık olan delikanlılardan bahsediyor Barış Manço şarkılarında. On beş yaş, kızların güzelliğinin zirve yaşıdır.
Hatırlıyorum, en çok on beş yaşındaki kızlara aşık olmuştum yaşlanmaya başladığımda. Zavallı kızların tecrübeleri o kadar azdı ki ne sevmeye, ne sövmeye emin olamıyorlardı.
Sonra ninem evlendi on beşinde. Bir gün annem aşık olmuş on beşinde. Öyle anlattılar bana kendileri. Ancak mutsuzdu aşık olup evlenenler.
Bu hayatta yaptığım ikinci en güzel şey, aşık olup evlenmiş olmamaktı.
Aşık ol ama evlenme. Bırak, daha zeki ve daha zengin biri ile evlensin.
Evlen ama aşık olma. Bırak, pasaportu daha güçlü bir ülkenin vatandaşı ile evlen ki istediğinde istediğin yere uçup konabilesin.
Ben öyle yaptım. O daha layığınca bir hayat yaşadı. Ben daha hayal ettiğim bir hayata kavuştum. Geriye on beşindeyken tanıştığım küçük, sevimli ve güzel bir liselinin güzel gülümseyişinin ve masum gözyaşlarının hatırası kaldı.
Biz iyiyiz.
Kimi yetim ve kimsesiz kaldığı için, kimi borçlarını ödeyemediği için ve kimi de babalarının terk ettiği minik evlatlarını tek başına büyütmeye çalıştığı için aşk işçiliği yapmak zorunda kalan kadınların koyunlarında büyüdüm.
Hem kendilerini, hem çocuklarını, hem de beni büyüttüler. Biraz da onların çocuğuyum. Üzerimde çok hakları var.
Aynı dertlerle sınanmadan başkalarını yargılamak ne kadar da kolay.
“Şu karşıki yüce dağlar Karlıdır, aman karlıdır
‘Kaygısız’ da olsa Barış Dertlidir, dertlidir oy”
Leave a Reply