23 Kasım 2025, Pazar.
Babam vefat etmiş bu sabah.
Annem Alzheimer benim. Bugün durumunda bi tuhaflık hissetmiş babam. Acili aramış annem için. Ama sanıyoruz ki o an anneme bir şey olacak diye büyük üzüntü yaşamış ve zaten hasta olan kalbi de bu üzüntüyü kaldıramamış.
Çünkü anneme sarılı halde ama kalbi durmuş halde bulmuşlar babamı eve vardıklarında.
Vicdanı rahat etmiyordu. Kendini de suçluyordu annemin düştüğü durum için.
Haksız değildi. Hepimiz suçluyduk annemin durumuyla ilgili. Hepimiz çok üzdük onu. Ama tabii belki de en çok babam üzmüştür. Sonuçta en yakını babamızdı. Kocasıydı.
Dayımdan sonra böyle olmuştu annem. Dayım vefat edince çok üzülmüştü. Dayım bağımlı olduğu için enişteleri evlerinde istemiyorlardı onu. Böyle olunca dayımı da bir sabah kuzeninin evinde kaybetmiştik.
Annem onun ablasıydı. Abla, anne yarısı gibi olmalıydı. Ama annelik yapamamıştı dayıma. Kocası kardeşini evden kovmuştu, annem de çaresiz katlanmıştı. İşte sonra dayım ölünce eridi hafızası her gün biraz daha annemin.
Hatırlamak istemiyordu olanları belli ki.
Sonra da babam suçlamaya başladı içten içe kendini. Daha iki gün önce dayımın fotoğrafını paylaşmıştı WhatsApp hikayesinde babam. Unutmadık filan yazıyordu.
Hikaye atmayı da yeni öğrenmişti aslında. İlk hikayesini bir ay önce atmıştı. Ben de kardeşimi arayıp “yarrağı yedik” demiştim. Çok gülmüştük. Her gün hikaye atar artık diyorduk ama hiç atmadı başka. Ta ki iki gün önce ikinci ve son hikayesini atıp dayımı yad edene kadar.
Daha fazla mücadele edemedi demek ki. Bu sabah yenik düştü kahrına. Yenik düşmeyi seçti üstelik.
Yani istese doktorları dinlerdi, çaba gösterirdi. Durumu çoktan böyleydi çünkü. Kalp tansiyon sorunları vardı uzun zamandır. Ama bence daha fazla yaşamak istemiyordu.
Hem her gün annemi öyle görmek üzmüştü onu. Hem de daha fazla yük olmak istemiyordu bana. “Haftalık gönderdiğin parayı götüne sokarsın artık” demiştir giderken de belki.
Dememiştir ama, biliyorum. Diyemezdi bana. Ama espirili de biriydi. Deseydi de şaşırmazdım. Hatta birlikte kahkaha bile atabilirdik. Bak mesela bunu düşünüp gülümsüyorum ben şu an arkasından.
Benzeştiğimiz şeyler vardı tabii babamla. Babam sonuçta. Ben onun oğluyum.
İşte kendimden biliyorum, ya da tahmin ediyorum diyelim, bence mutluydu öleceğini hissettiğinde. Çünkü intihar edemiyoruz belki ama ölüm gelince de hayır diyecek kadar bayılmıyoruz şu hayata.
Bi umudu da kalmamıştı gelecekten. Karısı Alzheimer hastası olduğu için sürekli onun yanındaydı. Yıllar böyle geçecekti. İç karartıcıydı.
61 yıl, 5 ay, 15 gün yaşadı. İyi yaşadı. Minnettardı.
Keşke zengin olsaydık da sürekli çalışmak zorunda olmasaydım ve babamla daha fazla vakit geçirebilseydik. Hem zengin olsaydık kendime yük olarak da görmezdim onu. Ama fakirdik işte. Ben çalışmaya mecburdum her daim. Uzakta olmaya mecburduk birbirimizden.
Yan yana da geçinemezdik zaten. Yok bi pişmanlığım. Yapabileceğimin en iyisini yaptım. Ben çirkinleşmeden aldı ceketini gitti babam. İstemedi daha fazla yaşamayı, daha fazla ondan şikayet etmemi. Delikanlı adammış.
Delikanlı adamdı.
Leave a Reply