28 Aralık 2025, Pazar.
Kimball, Nebraska.
Soğuk mevsimin sabahları akşamdan kalmadır. Yüzüne baksan kusacakmış hissi uyandırır. Kusmamazlık da etmez zaten: bir gün yağmur, bir gün kar; her gün çamur, her diyar.
Cumartesi sabahı Kuzey Indiana’da uyandım ve Illinois’e sürdüm. Sınırı geçer geçmez Boşnak yemekçiden patatesli börek ve ayran satın aldım. Üstüne de bi dilim çikolatalı pasta, bir bardak çayla beraber.
Çalıştığım şirketin park alanına vardığımda tırımı değiştirdiler. Sallanan Volvo’yu oraya bıraktım, orda canavar gibi bir Kenworth’a aldım eşyalarımı ve bu araçla yoluma devam ettim.
Geç kalmak için bahanem de hazır olmuş oldu böylece. Salı sabahı da sosisleri iki saat gecikmeli teslim ettim Calexico’daki Cervantes’e. Açıkçası Cervantes’in umrunda bile olmadı. Orda çalışan yaşlı dayının en büyük derdi sosisleri aldıktan sonra trailer’ın içini yıkayıp yıkamamasını istememdi. Yıka dersem 45 dolar kazanacaktı dayı.
Bizim şirkete sordum, sosis kokutmuştur zaten trailer’ı, yıkasın bari dediler. Dayıyı sevindirdik.
Delivery’den sonra El Centro’daki In N Out’tan zıkkımlanıp Zuma’ya sürdüm pick up için. Zuma’da iki durağım vardı, birinden marul, diğerinden karışık sebze yüklenecekti. Marulcuda çok fazla tır sırada bekliyordu. Bu nedenle yüklenmem gecenin geç saatlerinde tamamlandı. İkinci durakta mecbur sabahı bekleyecektik.
Sabah yükün geri kalanı da yüklendikten sonra Kuzey Batı’ya yola çıktım nihayet. Perşembe gecesi, Cuma sabahı 2’de Puyallup Washington’daki Fred Meyer Distrubition Center’a yükü teslim ettim.
Yolda Kenworth’cuğumun sol taraftaki tüm ışıkları söndü. O sıkışıklıkta bi de ustaya gittim ama usta işin uzun süreceğini söyleyince tamir işi ertelendi. Çünkü Cuma akşamı Richland Washington’daki Lineage’dan yük almam gerekiyordu. Geç kalmamamız, kaçırmamamız gerekiyormuş. Hem önemli bir müşteriyi kaybedebilirmişiz, hem de bu yük iptal olsa bayram, tatil nedeniyle belki arzu etmediğimiz kadar uzun bir süre oralarda boş boş yatmak zorunda kalacağım. Bu hem şirkete zarar, hem de bana zarar.
İşte iki gündür karda kışta, gecenin karanlığında tek sağ farım açık ilerliyorum. Şansıma henüz bunu problem eden polisle karşılaşmadım. Belki onlar da bayramda, tatilde usta bulamadığımı düşünüp hoşgörüyorlardır.
Washington, Oregon, Idaho, Utah, Wyoming geride kaldı. Şimdi Nebraska’dayım. Bundan sonra da Iowa var. Sonra tekrar Illinois.
Normalde şu an taşıdığım yükün müşterisi Nashville’de. Tırı değiştireyim diye yolumu 3 saat uzatıp, Illinois’ye uğruyorum.
Böyle yazarken çok kolay ve çok kısa ama kaç gündür yaşadığım stres kesinlikle bu paragraflar kadarcık değil. Uykusuz kalıyorsun, ustaya sürüyorsun, usta ilgilenmiyor, zaman kaybediyorsun, pick up’a geç kalacak mıyım stresi, para kaybedecek miyim stresi, polis bir şey diyecek mi stresi, broker’ın baskısı, safety departmanının baskısı; patronun ceza alırsan da seni sorumlu tutmak istemesi, geç kalırsan da seni sorumlu tutmak istemesi…
Zaten yine kaç kere işi bırakacağımı ima eden tehditlerde bulundum. Kovmiyrem ulan kovmiyrem, diyorlar. Tatil mevsimi, en az 15 şoför tırı bıraktı, ailesine gitti. Şu an bir şoförün bile işi bırakmasını istemiyorlar. O zaman biraz rahat bırakmaları gerekiyor beni.
Babam öldü. Sırada annem var. Annem de ölürse, bakmak zorunda olduğum kimse kalmıyor geriye. O zaman sikerim işinizi de, yükünüzü de deyip gönül rahatlığıyla işi bırakıp siktir olup gidebilirim, gitmek istediğim her yere.
Gitmek istediğim yer neresi mi? O kadar çok yer var ki. Eski günleri yad etmek için Küçük Park, Bornova; ucuza sevişmek için Dominik Cumhuriyeti; gurbetçi repçilerle tanışmak için Kreuzberg, Berlin.
Annem ölmeden önce ben ölmezsem, annem öldükten sonra başlayacağım asıl yaşamaya. Ancak bazen sabrım yetmiyor. Tetiği çekip gitmek istiyorum bu dünyadan. Ne var sanki? Bok var sanki. Bok gibi hayat işte. Dağlar da boktan, denizler de boktan; şarkılar da boktan, filmler de boktan; erkekler de boktan, kadınlar da boktan; ben de boktanım ve aslında zaten en boktanı da benim.
Şş, şş sakin ol Sinirlerine hakim ol
Olur mu ya? Hayat çok güzel. Gökyüzü çok güzel, yeryüzü çok güzel; Simge Sağın çok güzel, Cem Adrian çok güzel; Sabahattin Ali çok güzel, Kemal Sunal çok güzel; Özlem Gürses çok güzel, Vaslav Çerni çok güzel; ben de güzelim ve aslında zaten en güzeli de benim.
İşte. Keyfim yerindeyse böyle. Keyfim kaçtığında bir üstteki paragraf maalesef. Umalım ki hiçbirimizin keyfi kaçmasın çok fazla. Güzel olsun her şey, güzel günler görelim hep beraber.
Siyasilerin hadleri olmayan aflarıyla hapisten çıkan canilerin öldürdükleri eşleri göremeyecek yarın doğacak güneşi. Güzel gözlerin güneşi görmesine engel olanlara gün yüzü göstermemek bu kadar zor olmamalı.
Kadınlar ölmesin. Şeker de yiyebilsinler.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: Fanzin miswi tornacı sübyancı, meriçliğe devam ediyor hâlâ.
(bkz: Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu)
Leave a Reply